Zincirlerle bağlanmış kuklalarız sevgilim.
"Özgürlük" sadece fantastik bir film adı.
Hayat çok ilginç sevgilim mutlak değişimin içinde herşey aynı...
Aptal insanları çok kıskanıyorum sevgilim ve saatleri bilmeyen çocukları.
Geceye göz dikiyorum
Ve hiç korkmuyorum
Hiç korkmuyorum.
Tut ellerimi
Hiç korkmuyorum.
Sessizliği duyuyorum
Geceleri korkuyorum o sessizlikten
Ama artık korkmuyorum kalabalık caddelerden
O çok kalabalık sokakalarda bile seçebilirim sesini,
Seslensen...
Zincirlerle bağlanmış kuklalarız sevgilim,
O yüzden dokunamıyorum sana
Öpemiyorsun beni o yüzden.
Hepsi bu.
Yazı ve seni sevmek istiyorum.
En sevdiğin renk neyse o renge boyayacağım duvarları.
framboise
Simla Ener.
1 Mart 2012 Perşembe
Tarçın
Tarçın koksunu bilir misiniz?
Hepimiz biliriz...
Ama o kokunun içinde gizli duygular saklıdır.
Tarçın,aile olmaktır,
Ailece tarçınlı muhallebi yemektir.
Babam çok küçükken bıraktı bizi,terketti,yok etti kendini,hayır ölmedi,
O bizim olmadığımız heryerdeydi.
Hiç ailecek tarçınlı muhallebi yiyemedik.
Yıllar sonra tanıştım tarçın kokusuyla,soğuk bir kış günü...
Vapurda anlatılan bir masala kandım,
Hiç bir kış o kadar soğuk olamayacaktı,sonra anladım....
Sabahları koyu bir kahve içerek başlarım güne
Ama bir sabah güzel sesli bir adam,tarçınlı saleple uyandırdı beni,
İşte ilk kez o zaman tarçın kokusunu gerçekten duydum.
Ne romantik bir baharattır tarçın kokusu.
Aşkı soranlara tarçın kokusundan bahsettim,kokunun dört yanı sarmasından,
Tarçının kızıl oluşundan....
Sonra tarçın kokusu gitgide yerini bir gece önceden kalan sigara izmaritlerinin ağır kokusuna bıraktı...
Sonra iskeleti kırık bir yataktan düşmemek için sarılan bir çift,
Daha da sonra çifti kayıp bir çorap...
Ben kışın çorapsız uyumam ve her sabah uyandığımda çorabımın teki ayağımdan çıkıp yatağın bir ucuna saklanır.
Hepimiz biliriz...
Ama o kokunun içinde gizli duygular saklıdır.
Tarçın,aile olmaktır,
Ailece tarçınlı muhallebi yemektir.
Babam çok küçükken bıraktı bizi,terketti,yok etti kendini,hayır ölmedi,
O bizim olmadığımız heryerdeydi.
Hiç ailecek tarçınlı muhallebi yiyemedik.
Yıllar sonra tanıştım tarçın kokusuyla,soğuk bir kış günü...
Vapurda anlatılan bir masala kandım,
Hiç bir kış o kadar soğuk olamayacaktı,sonra anladım....
Sabahları koyu bir kahve içerek başlarım güne
Ama bir sabah güzel sesli bir adam,tarçınlı saleple uyandırdı beni,
İşte ilk kez o zaman tarçın kokusunu gerçekten duydum.
Ne romantik bir baharattır tarçın kokusu.
Aşkı soranlara tarçın kokusundan bahsettim,kokunun dört yanı sarmasından,
Tarçının kızıl oluşundan....
Sonra tarçın kokusu gitgide yerini bir gece önceden kalan sigara izmaritlerinin ağır kokusuna bıraktı...
Sonra iskeleti kırık bir yataktan düşmemek için sarılan bir çift,
Daha da sonra çifti kayıp bir çorap...
Ben kışın çorapsız uyumam ve her sabah uyandığımda çorabımın teki ayağımdan çıkıp yatağın bir ucuna saklanır.
11 Eylül 2011 Pazar
istanbul'a ağıt
koku...kitapların kokusu,ev kokusu,anne kokusu,kavrulan soğan kokusu,çiçek kokusu,kahve kokusu,sigara kokusu,en güzel hissin koku!ben küçükken bostancıya rüzgarla vururdu yosun kokusu.yok oldu...ahh istanbul nolurdu biraz yasemin biraz akşam sefası koksan?şefkat gibi koksan!
Linda'ya mektup
Linda;
hayli zamandır yazmıyorum sana ,bahar geldi,gök mavileşti....mavi beni çok incitir,çok acıtır bilirsin.
Linda,her gece bir beyaz mum yakıyorum sana,belki gelirsin diye.seni göremiyorum.
küstah sözcükler var etrafımda!
yıllardır ama yıllardır burdayım,sen bir uçtan bir uca...neden sadece senin denizlerin göçebe ?
sevgili dostum Linda,sen buralara uğramayalı Süreyya çiçek açtı,bilirsin zordur bir kaktüsün çiçek açması.
hava kararıyor Linda,birazdan akşam olur sonra gece...."pek ışıklı şehir"demiştin buraya oysa o kadar köhne ki....
zaman durmuyor Linda!biz insanlar zamanı fazla ciddiye alıyoruz fakat biz yok olursak zaman da duracak haberimiz yok.
zaman;yelkovanın baş dönmesinden ibaret ve arada kaçamak sevişmeleri oluyor akreple....
sana bu gece de bir beyaz mum yakacağım
hayli zamandır yazmıyorum sana ,bahar geldi,gök mavileşti....mavi beni çok incitir,çok acıtır bilirsin.
Linda,her gece bir beyaz mum yakıyorum sana,belki gelirsin diye.seni göremiyorum.
küstah sözcükler var etrafımda!
yıllardır ama yıllardır burdayım,sen bir uçtan bir uca...neden sadece senin denizlerin göçebe ?
sevgili dostum Linda,sen buralara uğramayalı Süreyya çiçek açtı,bilirsin zordur bir kaktüsün çiçek açması.
hava kararıyor Linda,birazdan akşam olur sonra gece...."pek ışıklı şehir"demiştin buraya oysa o kadar köhne ki....
zaman durmuyor Linda!biz insanlar zamanı fazla ciddiye alıyoruz fakat biz yok olursak zaman da duracak haberimiz yok.
zaman;yelkovanın baş dönmesinden ibaret ve arada kaçamak sevişmeleri oluyor akreple....
sana bu gece de bir beyaz mum yakacağım
9 Mayıs 2011 Pazartesi
ne düşünüyorsun
sosyal paylaşım siteleri "ne düşünüyorsun?"diyor.
halleri nice insanlar var ki "ne düşünüyorsun?"yazısını görünce "düşünmeyi"akıl ediyor.
fakat kimi insanlar var ki onlar da çok güzel düşünüyorlar,isimlerinin öncesinde düşünür sıfatı yok belki ama çok güzeller.
"görmek,işitmek,duymak düşünmek ve konuşmak."diyor Nazım.
güzel bir çiçeğe bakmakla anlatabilirsin görmeyi.
bir melodiyi işitebilirsin içinde.
küçük bir dokunuş belki bir söz duymak;hissetmek.
ama düşünmeden gerçekten düşünmeden anlatamazsın düşünmeyi,düşünen bir adamın resmi yetmez düşünmeyi anlatmaya.düşünmelisin.bir sorunu düşünüyorsan öncesini ve ya çözümünü de düşünmelisin.
ruhumuz tembelleşmiş,beyin kıvrımlarımız pas tutmuş.
Görmek işitmek duymak düşünmek ve konuşmak koşmak alabildiğine başı dolu başı boş koşmak...
halleri nice insanlar var ki "ne düşünüyorsun?"yazısını görünce "düşünmeyi"akıl ediyor.
fakat kimi insanlar var ki onlar da çok güzel düşünüyorlar,isimlerinin öncesinde düşünür sıfatı yok belki ama çok güzeller.
"görmek,işitmek,duymak düşünmek ve konuşmak."diyor Nazım.
güzel bir çiçeğe bakmakla anlatabilirsin görmeyi.
bir melodiyi işitebilirsin içinde.
küçük bir dokunuş belki bir söz duymak;hissetmek.
ama düşünmeden gerçekten düşünmeden anlatamazsın düşünmeyi,düşünen bir adamın resmi yetmez düşünmeyi anlatmaya.düşünmelisin.bir sorunu düşünüyorsan öncesini ve ya çözümünü de düşünmelisin.
ruhumuz tembelleşmiş,beyin kıvrımlarımız pas tutmuş.
Görmek işitmek duymak düşünmek ve konuşmak koşmak alabildiğine başı dolu başı boş koşmak...
4 Şubat 2011 Cuma
bir-masa-iki-sandalye
ahşap bir ev,cilaları dökülmeye başlamış,tam ortasında merdivenden bozma bir iskelet.
burası kime ait,neresi burası?
martıların çığlıkları duyuluyor.
yönümü arıyorum,kapıyı buluyorum.
uzaklaşıyorum...
yollar,adımlar,yollar.
...
bir yere varıyorum,buranın adından pek hoşlanmıyorum...
bir masa,iki sandalye
daha önce karşılıklı oturmuşuz.
geçiyorum kendi sandalyeme,boşluğuna bakıyorum.
iri yarı bir adam elinde kürekle geliyor,
bir çukur kazıyor,sandalyeden biri toprağa gömülüyor...
burası kime ait,neresi burası?
martıların çığlıkları duyuluyor.
yönümü arıyorum,kapıyı buluyorum.
uzaklaşıyorum...
yollar,adımlar,yollar.
...
bir yere varıyorum,buranın adından pek hoşlanmıyorum...
bir masa,iki sandalye
daha önce karşılıklı oturmuşuz.
geçiyorum kendi sandalyeme,boşluğuna bakıyorum.
iri yarı bir adam elinde kürekle geliyor,
bir çukur kazıyor,sandalyeden biri toprağa gömülüyor...
22 Ocak 2011 Cumartesi
sonrası ihtimaller
senin "kelimelerini" öldürmek geçiyor içimden.sesini de izini de yok etmek...bir denizi yarıya böler gibi!bir günün tam ortasında uyur gibi...
seni yok etmek,
kalelere hapsolmak.
peki ya dehlizlerde karşılaşma ihtimali?
sonra?
seni yok etmek,
kalelere hapsolmak.
peki ya dehlizlerde karşılaşma ihtimali?
sonra?
13 Aralık 2010 Pazartesi
vagonların bir sırrı olmalı
kaçmak mı?
koşarak bir trenin en soğuk köşesine ilerliyorum.
kaçmak istediğim herşey benden önce dolmuş vagonlara...
sesin bile yankılanıyor vagonlar arası,sonra kokun,biraz daha kalsam karşımda oturacaksın ve birbirimizden nefret etmek için yeni sebebler bulacağız.sonra ya sen beni öldürürsün ya da ben seni,kim bilir belki ikimizde ölürüz...
peki!
madem kaçtıklarım bu trende,ben kaçmıyorum.onlar gitsin.
çıkıp gidiyorum...
onlarda peşimden inmişler trenden.
şuan en sevdiğin şarkıyı dinliyorum,
bunu nerden mi biliyorum?
sadece bu şarkıyı sevmeni istiyorum.
koşarak bir trenin en soğuk köşesine ilerliyorum.
kaçmak istediğim herşey benden önce dolmuş vagonlara...
sesin bile yankılanıyor vagonlar arası,sonra kokun,biraz daha kalsam karşımda oturacaksın ve birbirimizden nefret etmek için yeni sebebler bulacağız.sonra ya sen beni öldürürsün ya da ben seni,kim bilir belki ikimizde ölürüz...
peki!
madem kaçtıklarım bu trende,ben kaçmıyorum.onlar gitsin.
çıkıp gidiyorum...
onlarda peşimden inmişler trenden.
şuan en sevdiğin şarkıyı dinliyorum,
bunu nerden mi biliyorum?
sadece bu şarkıyı sevmeni istiyorum.
11 Aralık 2010 Cumartesi
üşüdüm,düşündüm-düşlerim üşüdü
bugün çok üşüdüm,seni düşündüm...
bahar da geçip gitti.
sadece gitmek zorunda olanların gittiği gibi değil...
yani gitmek;istemek...
sen gitmek istedin,
ben çok üşüdüm.
ellerim üşüdü,
küfrettim ellerine.
ve soğuktan çatlayan masallar ılık ılık kanadı...
bahar da geçip gitti.
sadece gitmek zorunda olanların gittiği gibi değil...
yani gitmek;istemek...
sen gitmek istedin,
ben çok üşüdüm.
ellerim üşüdü,
küfrettim ellerine.
ve soğuktan çatlayan masallar ılık ılık kanadı...
23 Kasım 2010 Salı
bir masalın başı/ortası/dumanı
bir masalın başında tutuşmuştu ellerimiz,ellerini ipek bir medile sardım saklıyorum...
düşlerimi iliştiriyordun sesinle masala,sesini saçlarıma sardım saklıyorum...
masalın ortasında rüyalarımdan öptün uyuya kaldım.
uyandım,yoktun,sen yoktun,kokun yoktu...
martılar yoktu,istanbul yoktu...
martısız ve istanbulsuz denize karşı oturdum bir sigara yakıp seni bekledim.
yoktun...
sonra bir sigara daha
bir tane daha...
yoktun.
sigara dumanında değişik yüzler gördüm ama sen yoktun.
bekledim ama yoktun...
bir masalın başında tutuşmuştu ellerimiz,ellerini ipek bir medile sardım saklıyorum...
düşlerimi iliştiriyordun sesinle masala,sesini saçlarıma sardım saklıyorum...
düşlerimi iliştiriyordun sesinle masala,sesini saçlarıma sardım saklıyorum...
masalın ortasında rüyalarımdan öptün uyuya kaldım.
uyandım,yoktun,sen yoktun,kokun yoktu...
martılar yoktu,istanbul yoktu...
martısız ve istanbulsuz denize karşı oturdum bir sigara yakıp seni bekledim.
yoktun...
sonra bir sigara daha
bir tane daha...
yoktun.
sigara dumanında değişik yüzler gördüm ama sen yoktun.
bekledim ama yoktun...
bir masalın başında tutuşmuştu ellerimiz,ellerini ipek bir medile sardım saklıyorum...
düşlerimi iliştiriyordun sesinle masala,sesini saçlarıma sardım saklıyorum...
20 Kasım 2010 Cumartesi
verona ve istanbul (romeo ve juliet)
zamansız bir gece bolca rakılı.
anason kokusunu kaç geçiyor sahi?
///
juliet zamansız bir prenses verona'da taraçada
romeo zamansız bir aşık...
verona'da bir dans,büyük aşk,iki aşık.
zamansız bir mutluluk vaad eder rahip romeo ve juliet'e.
///
peki istanbul'da aşk mümkün müdür?
anason kokusunu kaç geçiyor sahi?
///
juliet zamansız bir prenses verona'da taraçada
romeo zamansız bir aşık...
verona'da bir dans,büyük aşk,iki aşık.
zamansız bir mutluluk vaad eder rahip romeo ve juliet'e.
///
peki istanbul'da aşk mümkün müdür?
24 Ekim 2010 Pazar
sesini toplamış gidiyordu
bir eli durmaksızın titriyordu.
günlerdir aynı köşede susuyordu.sonra yine susuyordu.susmaktan başka repliği yoktu...
bütün eşyalarını toplamıştı;şarkılarını,şiirlerini ve sesini ufak bir bavula sığdırmıştı.
bir eli durmaksızın titriyordu.
her sonbahar topladığı yağrakları cebinden çıkardı.gitmek için rüzgar çıkmasını bekliyordu.yapraklar gibi uçacaktı.
sustu,bekledi,sustu...
rüzgarın uğultusu klise çanları gibi vurdu kulağını ve salondaki sehpanın üzerine veda sözcüklerini bırakır bırakmaz esip gitti.
günlerdir aynı köşede susuyordu.sonra yine susuyordu.susmaktan başka repliği yoktu...
bütün eşyalarını toplamıştı;şarkılarını,şiirlerini ve sesini ufak bir bavula sığdırmıştı.
bir eli durmaksızın titriyordu.
her sonbahar topladığı yağrakları cebinden çıkardı.gitmek için rüzgar çıkmasını bekliyordu.yapraklar gibi uçacaktı.
sustu,bekledi,sustu...
rüzgarın uğultusu klise çanları gibi vurdu kulağını ve salondaki sehpanın üzerine veda sözcüklerini bırakır bırakmaz esip gitti.
21 Ekim 2010 Perşembe
pencerenin öte yanı
eylül her şairin rüyasıdır.
çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor,kış bağıra çağıra geliyor.
sunturlu sözcüklerine ara ver.görkemli pencereni soğuğa kapatma vakti geliyor.arnavut kaldırımlarında karlar açıcak birazdan ve topuklarımızdan başlayacağız gömülmeye,gökkuşağı renk seçene kadar kendine gömüleceğiz...küçük bir ölüm gibi,küçük bir arınma...
eylül bitti,çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor,kış bağıra çağıra geliyor.
sunturlu sözcüklerine sus ver.görkemli pencereni bana kapatma vakti geliyor.ben birazdan kedilerin düşlerine doğru yola çıkacağım ve yıldızlar bana rengimi verene kadar orda kalacağım.küçük bir rüya gibi,küçük bir aşk...
eylül bitti,çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor ve şair şöyle diyor;
"...
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
..."
pencereyi açarsan ışığın ellerini yakalayabilirsin...
çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor,kış bağıra çağıra geliyor.
sunturlu sözcüklerine ara ver.görkemli pencereni soğuğa kapatma vakti geliyor.arnavut kaldırımlarında karlar açıcak birazdan ve topuklarımızdan başlayacağız gömülmeye,gökkuşağı renk seçene kadar kendine gömüleceğiz...küçük bir ölüm gibi,küçük bir arınma...
eylül bitti,çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor,kış bağıra çağıra geliyor.
sunturlu sözcüklerine sus ver.görkemli pencereni bana kapatma vakti geliyor.ben birazdan kedilerin düşlerine doğru yola çıkacağım ve yıldızlar bana rengimi verene kadar orda kalacağım.küçük bir rüya gibi,küçük bir aşk...
eylül bitti,çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor ve şair şöyle diyor;
"...
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
..."
pencereyi açarsan ışığın ellerini yakalayabilirsin...
12 Ekim 2010 Salı
yok-olabilirim
puslu ve zırhlı geldim
hissetmeden...
sonra bir anda;
yağmurlarımı bırakıp geride rüzgara sarılmışım
farketmeden...
vazgeçmek iseyip tutsak olmuşum bir parçasına kelepçelenmişim düşlerinin.yalnızlığıma dokunmuşsun dalga seslerinle.dalgalar,denizler;hava soğuk ellerim deniz kadar soğuk...ellerimi tutmuşsun.
zırhım düşüyor...
geceyi tutmuşum ellerinle.sokak lambaları uyanmış,gece uyanmış,sepya fotoğraflar uyanmış,kadehler uyanmış.
uzanmışım ironiye,sesini dinlemişim.
sesini mühürlemişsin zehrinle...
ben sana gelmişim,
gün doğmuş.
kal demezsen bahçe kapısından çıkar çıkmaz yok olabilirim!
hissetmeden...
sonra bir anda;
yağmurlarımı bırakıp geride rüzgara sarılmışım
farketmeden...
vazgeçmek iseyip tutsak olmuşum bir parçasına kelepçelenmişim düşlerinin.yalnızlığıma dokunmuşsun dalga seslerinle.dalgalar,denizler;hava soğuk ellerim deniz kadar soğuk...ellerimi tutmuşsun.
zırhım düşüyor...
geceyi tutmuşum ellerinle.sokak lambaları uyanmış,gece uyanmış,sepya fotoğraflar uyanmış,kadehler uyanmış.
uzanmışım ironiye,sesini dinlemişim.
sesini mühürlemişsin zehrinle...
ben sana gelmişim,
gün doğmuş.
kal demezsen bahçe kapısından çıkar çıkmaz yok olabilirim!
3 Ekim 2010 Pazar
dilsiz şehir,isimsiz hikaye
kuzguni siyah gölgeler altında gecem ve babamdan kalma plaklarda ses izleri dinliyorum....
öyle bir büyüyor ki gölgeler,çemberim içindeyim,zamanın dışında.gölgeler büyüdükçe,çember daraldıkça düş kırıntıları düşüyor baş ucuma ve sana bir hikaye yazmak istiyorum ama isim bulamıyorum ne hikayeye ne de sana.
sokak lambalarına sineklerin yapıştığı nemli bir sokağın ortasında dudaklarımda son sigaram,üç beş satır ötedeyim.
bir sokak şarkıcısı mırıldanıyor sahi şarkılarda mı geziyorsun sen ?
dilsiz şehir,sessiz sone...
benim gecem burda bitiyor.
öyle bir büyüyor ki gölgeler,çemberim içindeyim,zamanın dışında.gölgeler büyüdükçe,çember daraldıkça düş kırıntıları düşüyor baş ucuma ve sana bir hikaye yazmak istiyorum ama isim bulamıyorum ne hikayeye ne de sana.
sokak lambalarına sineklerin yapıştığı nemli bir sokağın ortasında dudaklarımda son sigaram,üç beş satır ötedeyim.
bir sokak şarkıcısı mırıldanıyor sahi şarkılarda mı geziyorsun sen ?
dilsiz şehir,sessiz sone...
benim gecem burda bitiyor.
23 Eylül 2010 Perşembe
beraber ağlayalım
yangınlar...heryerde yangınlar.düşlerimde yangınlar.
kan kaybediyorum.satırlarda,yollarda,uykularda kan kaybediyorum.
hiç tanımadığım bir adamdan dinledim öykümü...bana teker teker sırlarımı verdi,kendi ironimin içine düştüm çaresiz....
kaçmak istiyorum,gitmek.hani kaçmak sandığımız gidişler...terkedişler...
ben daha önce terketmişim bir kenti biliyorum değişen birşey yok.artık söz etmiyorum yollardan.
tüm kapıları kapatmışım suratıma.
yoruldum aslında artık,gerçekten çok yoruldum.
kedi gibi sevilmeye ihtiyacım var.
yangınları benden başka gören yok.çok kan kaybediyorum.
güzel rüyaları küçük kavanozda biriktirirdim ben alevlerin arasından geçsem açsam o kavanozu uçuşur mu güzellikler etrafa?
ah be adam neden anlattın bana beni.neden bırakmadın beni küçük dünyamda?
aslında biliyorum sen de yoksun yangınlar da...
olsun gel beraber ağlayalım.
...
yine gel,sadece sarılıp ağlayalım...
kan kaybediyorum.satırlarda,yollarda,uykularda kan kaybediyorum.
hiç tanımadığım bir adamdan dinledim öykümü...bana teker teker sırlarımı verdi,kendi ironimin içine düştüm çaresiz....
kaçmak istiyorum,gitmek.hani kaçmak sandığımız gidişler...terkedişler...
ben daha önce terketmişim bir kenti biliyorum değişen birşey yok.artık söz etmiyorum yollardan.
tüm kapıları kapatmışım suratıma.
yoruldum aslında artık,gerçekten çok yoruldum.
kedi gibi sevilmeye ihtiyacım var.
yangınları benden başka gören yok.çok kan kaybediyorum.
güzel rüyaları küçük kavanozda biriktirirdim ben alevlerin arasından geçsem açsam o kavanozu uçuşur mu güzellikler etrafa?
ah be adam neden anlattın bana beni.neden bırakmadın beni küçük dünyamda?
aslında biliyorum sen de yoksun yangınlar da...
olsun gel beraber ağlayalım.
...
yine gel,sadece sarılıp ağlayalım...
13 Eylül 2010 Pazartesi
sözcükler arası düello
yeşil bir taksinin arka camında gökleri geçtim,yollarda uçtum,dünyayı gördüm.
uzun bir uğraş sonunda buldum anahtarı.
yabancıydım buraya,burda yaşamazmışcasına.aklım hep o çocukluk fotoğraflarımın asılı kaldığı evde.
mesela kaç zaman geçmiş ben o koltuğa hiç oturmamışım.koltuğun arkasında sözcükler uçuyordu,bedenimden,ruhumdan,beynimden uçan uçarı sözcükler..
sonra sözcükler arası düello.
(...)vaktinden önce bir yudum şarap.
uzun bir uğraş sonunda buldum anahtarı.
yabancıydım buraya,burda yaşamazmışcasına.aklım hep o çocukluk fotoğraflarımın asılı kaldığı evde.
mesela kaç zaman geçmiş ben o koltuğa hiç oturmamışım.koltuğun arkasında sözcükler uçuyordu,bedenimden,ruhumdan,beynimden uçan uçarı sözcükler..
sonra sözcükler arası düello.
(...)vaktinden önce bir yudum şarap.
da-ra-ra-ra-ra-ram!
8 Eylül 2010 Çarşamba
geçmişle gelecek arasındayım
haritalar...haritaları düşünüyorum.sarılı,yeşilli,mavili haritaları.çok severdim.hele bir kürem vardı önceden çok küçükken dünyalar benimdi ozaman...bir dünya kürem vardı,geceleri yakardım ışığını ve hızla çevirirdim,gözümü kapatıp elimi rasgele bir noktasına donkundururdum ve o gece oraya giderdim,her gece kaçardım.severdim rüyalarımı.çocuktum ve dünyalar benimdi...
duvarlar...duvarlara bakıyorum.çocukken duvarlara yaptığım resimleri düşünüyorum.şimdi niye duruyorum.duvarlar...
çocukken de severdim cep saatlerini,çocukken de sevmezdim zamanları.bir cep saatim vardı özenle sakaldığım,yelkovanıyla akrebi sevişmekten yorulan zamana yenik düşen.
çocukken de gülüşlerim güzeldi,ağladığımda da pek soran olmazdı.
aslında pek değişen birşey olmadı bugüne kadar ama eksik birşey var yada fazla tam olarak bilemiyorum.
geçmişle gelecek arasındayım şimdi...
ben geldim demek istiyorum!
hiçbir parçam kalmadı geride,hayallerimle,gülüşlerimle ben geldim...
duvarlar...duvarlara bakıyorum.çocukken duvarlara yaptığım resimleri düşünüyorum.şimdi niye duruyorum.duvarlar...
çocukken de severdim cep saatlerini,çocukken de sevmezdim zamanları.bir cep saatim vardı özenle sakaldığım,yelkovanıyla akrebi sevişmekten yorulan zamana yenik düşen.
çocukken de gülüşlerim güzeldi,ağladığımda da pek soran olmazdı.
aslında pek değişen birşey olmadı bugüne kadar ama eksik birşey var yada fazla tam olarak bilemiyorum.
geçmişle gelecek arasındayım şimdi...
ben geldim demek istiyorum!
hiçbir parçam kalmadı geride,hayallerimle,gülüşlerimle ben geldim...
3 Eylül 2010 Cuma
eylül
yeni bir eylül...
eylül'ü anlamak,sevmek.eylül'e dönmek,içine kapanmak.eylül'e açılmak...
ruhumu açıyorum eyülüle.dalıp gidiyorum içimden geçenlere.
beynim kilitleniyor.beynim işlemiyor.beynimin sesleri,beyn-i bulantı...
dört nokta hissediyorum sırtımda,sıçrıyorum,sırtımda bir karıncayla yürüyüşünde uyanıyorum.
ellerim titriyor,sesim titriyor.
gidelim diyorum?
galaksi değiştirelim.
eylül'ü anlamak,sevmek.eylül'e dönmek,içine kapanmak.eylül'e açılmak...
ruhumu açıyorum eyülüle.dalıp gidiyorum içimden geçenlere.
beynim kilitleniyor.beynim işlemiyor.beynimin sesleri,beyn-i bulantı...
dört nokta hissediyorum sırtımda,sıçrıyorum,sırtımda bir karıncayla yürüyüşünde uyanıyorum.
ellerim titriyor,sesim titriyor.
gidelim diyorum?
galaksi değiştirelim.
1 Eylül 2010 Çarşamba
gecenin şarkısı
kadın koyulur geceyi dinlemeye ve bütün hıçkırıklarını,bütün kelimelerini duyar o şarkıda...
gece ona haykırır tüm cümlelerini...
belki toprağa tek bir yağmur damlası düşer ya da hiç bulut yoktur koyulur yıldız toplamaya.
tozları alınmamış,hatırları unutulmamış birkaç eşya atılır buhurdanlığa ve dünya boğulur anılara.
bazen titreyen vücudundan acı yaşlar dökülür zehir zemberek.bazen yalnızdır eski öpüşleri hatırlayacak kadar.bazen de bir o kadar bencil...
kimi zaman da öyle hoştur ki çığlık çığlığa kahkahalarla koşmak ister sebepli sebepsiz.
ama elbet gün doğar;gece susar.
gece ona haykırır tüm cümlelerini...
belki toprağa tek bir yağmur damlası düşer ya da hiç bulut yoktur koyulur yıldız toplamaya.
tozları alınmamış,hatırları unutulmamış birkaç eşya atılır buhurdanlığa ve dünya boğulur anılara.
bazen titreyen vücudundan acı yaşlar dökülür zehir zemberek.bazen yalnızdır eski öpüşleri hatırlayacak kadar.bazen de bir o kadar bencil...
kimi zaman da öyle hoştur ki çığlık çığlığa kahkahalarla koşmak ister sebepli sebepsiz.
ama elbet gün doğar;gece susar.
9 Ağustos 2010 Pazartesi
eskiden kalma bir yazı: şairin durağı
karanlık esen rüzgar,soğuk gece
yıldızlar küskün serin yağan yağmura.
bu gece Ay ne kadar da yalnız öyle!
bie şehir büyütsem düşlerimde,
yalnız sen ve ben için;
bir şehir ki coğrafyası gözlerinden ibaret.
yüreğim mırıldansa,
yıldızlar gökyüzünde dans etse...
dünü unutsam,yarın olmasa;
uzun yollar yalnızlığımı hatırlatmasa,
denizleri aşar-yolları koşar
beklemez hemen gelirdim.
serin-derin en "mavi" maviler
özlem tütsüsü buram buram...
belki yine yıldızlar altında,
şairin göğe bakma durağında,
kimbilir belki ama mutlaka yanyana...
ve şimdi ayrı yollarda baakrken göğe,
olgun ışığıyla Ay,
bize umut ver!
Simla Ener 16 Eylül 2009 'İst.
yıldızlar küskün serin yağan yağmura.
bu gece Ay ne kadar da yalnız öyle!
bie şehir büyütsem düşlerimde,
yalnız sen ve ben için;
bir şehir ki coğrafyası gözlerinden ibaret.
yüreğim mırıldansa,
yıldızlar gökyüzünde dans etse...
dünü unutsam,yarın olmasa;
uzun yollar yalnızlığımı hatırlatmasa,
denizleri aşar-yolları koşar
beklemez hemen gelirdim.
serin-derin en "mavi" maviler
özlem tütsüsü buram buram...
belki yine yıldızlar altında,
şairin göğe bakma durağında,
kimbilir belki ama mutlaka yanyana...
ve şimdi ayrı yollarda baakrken göğe,
olgun ışığıyla Ay,
bize umut ver!
Simla Ener 16 Eylül 2009 'İst.
11 Temmuz 2010 Pazar
geçmişe-geleceğe
fotoğrafları yakan kadının feryadını emiyordu duvar,üzerinde boş kalan çerçevelerle...tarihi tüm geleceğiyle yakıyordu kadın geçmişi yok edemezken.kadının göz yaşlarıyla sevişiyordu küllenen fotoğraflar,yanık kokusu,ince sızılar...bütün maviler kanıyordu;çerçeveler duvar kanrevan.kadının yüreğinden süzülüyordu kanayan maviler,ellerinden akıp vücudunu sarıyordu.tüm şehir eşlik ediyordu kadının acısına herkes cebinden,cüzdanından,albümünden bir fotoğraf çıkarıp yakıyordu ve meyhanelerde bardaklar boşalmıyordu kimi piyaniste kimi kemancıya sesleniyordu "bize gelecekten bir şarkı çal".yerine getirilmeyen bütün sözler canlanıp geliyordu hesap sormaya o gece ve onlara verilen cevaplar uzun süreli sessizlik.tüm yalanlar karışıyordu geceye ve bütün gözlerde ihanet....fotoğraf külleri,anılar,esksikler,yarım kalanlar,herşey,herkes dans pistinde toplanıyordu.çal kemancı,çal piyanist,eskiye çal-geleceğe çal!bu sırada küller alevleniyordu.pist yangın yerine dönüyordu.insanlar ordan oraya savrulurken zeminin mavi,ışığın mavi,küllerin mavi olduğunu görüyor ve maviyle kanıyorlardı.
mum ışığı
küçük bir çocuk gibi ürkek kırmızı mumdan çıkan alevler,karanlıktan korkar gibi,geceden korkar gibi,isli ,puslu,titrek mum ışıkları.hadi aydınlatın gecemi korkmadan,ışığı tam yüzüme verin,dudaklarım karanlıkta seçilir hale gelsin,gelsin ki işitin söylediklerimi,hayır hayır kıpırdayan dudaklarım değil,titreyen mum ışığı bu.okuyun içimden geçenleri,bulun kaybettiklerimi,yenildiklerimi bulun,hırslarımı,inançlarımı,sevgimi hadi bulun içimden geçen beni duyun hadi,yükseltin ışıkları.
16 Eylül 2009 Çarşamba
akerdeon
yıllar yıllar önce inşaa edilmiş bir deniz fenerinin yanında,sokak lambalarının gölgesinin düşmediği bir bankta oturuyordu genç kadın.dalga seslerini ve yosun kokusunu seviyor,huzur buluyordu.dar alınlı,lekesiz tenli,zarif ama sert duruşluydu kadın. yavaş ilerleyen adımların sesiyle irkildi.öyle sarhoştuki korkmadı.tedirgin bir edayla baktı etrafına,tam yanındaydı oysaki adam.müsade istedi ve oturdu sol yanına. zayıf karakterli insanlara karşı hırçınlaşan bir yapıya ve mavi gözleriyle ciddiyeti bozmadan sertliği eritebilecek bakışlara sahipti adam.ıhlamur ağaçlarını ve yağmur öncesi yaprakların çıkarttiığı alkış seslerini severdi. "merhaba" dedi adam,kadın sadece ciddi bir gülümsemeyle karşılık verdi."akerdeon sesini sever misiniz?"dedi adam ,"müzisyen misiniz"dedi kadın. bir anda kendilerini çok uzakta değil,birkaç adım ötede herhangibiryerde şarap içerken buldular.birer ahududu şarabı söylediler ve böyle başladılar dansa.tamda o esnada akerdeon taksimiyle derlenmiş bir şarkı.... eylül-2009 ist.
14 Eylül 2009 Pazartesi
Dostuma
Bu gece gözlerimden akan her damla,
Döküldü ellerime...
Biz miydik yansıyan aynalara,
Hayallerimiz mi yoksa?
Camdan aynalar kalbimiz gibi...
Cam kırıkları heryerde...
Hayallerimiz paramparça!
Sessizlikten doğan çığlıklar duyuyorum.
Şehrin ışıkları sönüyor.
Sessiz.sessiz olmalıyız...
Adımlar yavaşlıyor.
İki kent bizi ayırıyor...
Bir oyundu oynandı,
Galibi belirsiz.
Sarıyor odamı ağır bir hüzün,
Sessizlik artıyor;
Ölüm sessizliği gibi
Dotum!senin için kaçıyorum ölümden.
OCAK 2009 - İST.
Döküldü ellerime...
Biz miydik yansıyan aynalara,
Hayallerimiz mi yoksa?
Camdan aynalar kalbimiz gibi...
Cam kırıkları heryerde...
Hayallerimiz paramparça!
Sessizlikten doğan çığlıklar duyuyorum.
Şehrin ışıkları sönüyor.
Sessiz.sessiz olmalıyız...
Adımlar yavaşlıyor.
İki kent bizi ayırıyor...
Bir oyundu oynandı,
Galibi belirsiz.
Sarıyor odamı ağır bir hüzün,
Sessizlik artıyor;
Ölüm sessizliği gibi
Dotum!senin için kaçıyorum ölümden.
OCAK 2009 - İST.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bir Rüya
Soğuk tebessümlü kış akşamları
Sonsuz karanlık caddelerde,
Yıldızlar ölmek üzere...
Doluyor gözlerim,
İçim burkuluyor.
Kelimeler düğüm düğüm bozağımda,
Susuyor çığlıklarım.
Gözle görülmeyen yaralarıma
Binbir bıçak batıyor bu gece.
Kanlar süzülüyor bacaklarımdan
Kimse görmüyor.
Korkuyorum rüyalarımdan,
Uyuyamıyorum.
Saat dördü geçmiş,
Bedenim kafein komasında.
Rüyalarım gitgide daha hunharca.
Bir rüya olsun diye belki,
Seyrediyorum eski bir filmi
Elektrikler kesiliyor tam ortasında.
Mutlu son hayaliyle yanan bir mumken,
Söndüyorlar umudu sigara dumanıyla...
Şubat 2009 - İST.
Sonsuz karanlık caddelerde,
Yıldızlar ölmek üzere...
Doluyor gözlerim,
İçim burkuluyor.
Kelimeler düğüm düğüm bozağımda,
Susuyor çığlıklarım.
Gözle görülmeyen yaralarıma
Binbir bıçak batıyor bu gece.
Kanlar süzülüyor bacaklarımdan
Kimse görmüyor.
Korkuyorum rüyalarımdan,
Uyuyamıyorum.
Saat dördü geçmiş,
Bedenim kafein komasında.
Rüyalarım gitgide daha hunharca.
Bir rüya olsun diye belki,
Seyrediyorum eski bir filmi
Elektrikler kesiliyor tam ortasında.
Mutlu son hayaliyle yanan bir mumken,
Söndüyorlar umudu sigara dumanıyla...
Şubat 2009 - İST.
giz
"bir anlık ömrü kalanın gizleyecek bir şeyi yoktur."her anı son nefesimiz gibi yaşamamız gerekiyorsa bu giz neden?her taşın altından çıkıp yüzümüze fırlatılan tekil ama çoğullaştırılmışsuçlar neden? hafif esen rüzgara bırakıyorum yolumun tekdüzeliğini ve yürüorum.yüzleri bulanık insanlara biraz düş ve şiir veriyorum.evlerin kapıları kapalı,kilitli;geceleri sokaklar tekin değil,güvensiz...bütün zillere basıp,kaçmak çocuk olmak istiyorum.belirsiz anıları eski efsanelere bağlıyorum.deniz kıyısına bağlanmış bir gemide rastlantılarımı buluyor ve usulca denize bırakıyorum onları.hayallere bürünüyor,kaldırımların kırmızı taşlarına basmadan eve dönüyorum.martini kadehinin içindeki küçük beyaz mum aydınlat gecemi.kapalı bütün pencereler peki ya nerden esiyor zamanın tozu?...pillerini çıkartsamda saatlerin,durmadı gitti zaman.bitmez dediğim herşeyin sonu geldi,defter yapraklarında kalan anılar...an sıkıntısı mı yoksa can sıkıntısı mı bu geceki?buruk gülüşlerinde sonu gelmez mi?odada hafif bir ses evet L.Cohen sesi.duyulmaz ama yüksek sesli çığlıklarım.eski bir fransız şarabının şişesine hapsolmak istiyorum,kağıtları yırtmak,kalemleri kırmak istiyorum.dans etmeli,martini içmeliyim.başka başka şeylerde aradım sevgiyi sadece biraz şevkat istemişim ve göz yaşlarımı yalayarak dindirmeye çalışan kedimden başkası yokmuş.gece karanlık,oda karanlık,içim karanlık,ışık yok...takvim yaprakları tozlu;geçmişin gölgesi ve geleceğin kaygısıyla dolu.sessiz usulca yangınlar ve yılgınlık duygusu...göğe bakmak yetmiyor göğü görmek için.çocukluk resimlerimin büyüdüğü duvarlar bana çok uzak.hayatın sırtından sıyrılıyor ve nefes alıyorum.kayıtsız bir maziyle geçmişten uzaklaşıyorum.uzaklaşıyorum ve koşa koşa hayata gidiyorum.yeni izler bulmaya,yeni yalanlar tatmaya...İST-09
sevgiye dair
sorumluluğun belimi bükmediği zamanları arıyorum.açgözlülüğün kutsamadığı hayatları özlüyorum.sokaklar mezbahaya dönmüşken,adaletin yerini mafya almışken;nefret sarmış birçoğumuzun içini.çocuklar henüz tarihin ölü suratlarıyla,kanlı ve küfürlü bilgileriyle tanışmadıkları için gülerler...kirlenmiş,kirletilmiş umutlarımız...bu sevgisizlik niye?neden içinde sevgi olan eylemlerin ardında öfke var?sanırım sevgiye gili düşmanlıklar besleyenler var!kavramları bulanıklaştırmayı seviyorsunuz,anlatılmak istenileni zorlaştırmayı seviyorsunuz.bir kadın arıyorsunuz,sizinle paylaştığı hayatı önemseyen,sevgisiz ama sizin hayatınızı önemseyen.sevgi almak mıdır yoksa vermek mi?kelimeler açıklamak için mi,gizlemek için mi?yanıtını bulamadığımız ama ihtiyaç duyduğumuz sevgi nedir ki?işsiz ama meşgul gençlerin fitili çekilmiş bir bomba gibi gezdiği bu dünyada sevgisizlikten kirleniyor hayaller.artık azat edin kendinizi ve içinizdeki uçmaya hazır kelebekleri sevgiye uçurun.korkuyorum,yalnızlıktan korkuyorum!sevgisizlikten...
Eylül 2009 İST
Eylül 2009 İST
birer damla
yağmur damlaları ritim tutuyor...ölümü hatırlatsada bazen,toprak kokusu ufak bir tebessüm kazandırıyor suratımıza.tutabilir miyiz yağmurun yüzünü?açsak pencereleri ve sessizliğin oyununu oynasak sessizlikte su damlalarıyla...tüm özlemleri alsa getirse bize yağmur.sahip olduğumuz ve olamadığımız herşeyi verse bize...biraz hayal biraz gerçek.yağmur cebinden biraz düş biraz şiir düşürse ve konsa herbiri üstümüze.yollar,izler,sokaklar,kaldırımlar yağmurun bu gece.yollar tenha,şimşekler aydınlık.bir damla bana birer damla tüm sevdiklerime uzatsak avcumuzu pencerelere sımsıkı tutsak birer damla. S.ENER İST.09'
deneme
yağmurlu,bol toprak kokulu,karanlık ve kasfetli bir ocak ayının sabah saatleri,küçük salonumun büyük pencerelerinden yağmuru hissetmek üzere,eski bir iskeleye oturup etrafı izlemeye başladım.penceremin manzarası büyük bir mezarlığın ardından ufacık bir deniz görünümüydü...denizle yağmur bulutları birleşmişti.havayı içime çektiğimde yağmur,toprak,deniz,tuz ve yosun kokuyordu.mezarlığa baktığımda yağmur çürümüş bedenleri sessiz bir çöle yatırıyordu.şimşekler şiddetle artıyor,mezarlık korkunç görünüyordu. bir mezarın başında;üşümüş titrek elleriyle,kurumuş ve yağmurdan çürümeye yüztutmuş yaprakları toplayan minik bir beden vardı.üzerinde mevsime uygun olmayan yırtık kıyafetler,ayağında ıslanmış çorapları ve plastik terlikleri vardı. hemen yanına inip ısınması için evime davet ettim.gelmek istemediğiini korkak tavırlarından anladım.şaşırmıştım,kendini mezarlıkta güvende hissediyordu.ısrar ettim,gelmeyi kabul etti. ufak bedenine uygun olmayan ama onu ısıtabilecek kıyafetler verdim.o giyinene kadar sür ısıtıp yanına gittim. fazlasıyla üşümüş ve acıkmıştı...ismini sordum,söylemedi. çekingen bir çocuktu,gözleri yaşıtlarına göre daha yaşlı bakıyordu.anlatacak çok şeyi vardı belli ama susuyordu. çizgi film izlemeyi teklif ettim ,masum bir gülümsemeyle "tamam" dedi.nerede ve kiminle yaşadığını sordum.sadece annesiyle yaşadığını öğrenebildim.saatin geç olduğunu ve annesinin yanına gitmesi gerektiğini söyledi.eve kadar bırakmayı teklif ettim,plastik terliklerini giydi ve merdivenleri ikişer ikişer inmeye başladı... ne tarafa gideceğimizi sordum caddenin karşısını gösterdi.ellerinden tutup karşıya geçirdim.birdenbire elimi tutmayı bırakıp,mezarlığa koştu.fazlasıyla şaşırmıştım...hemen peşinden gittim ve beni annesiyle tanıştırdı. S.ENER 2008 (ANT.deneme)
günün anlamsız ve önemsiz konuşmaları(!)
artık çok geç veya henüz başındayız tam olarak kestiremiyorum.biryerlerdeyiz.fakat nerde?ya da neresinde?bir ucundan yakalamaya veya tutunmaya çalışıyoruz,hangi bir ucundan ?bazen fedakarlık gerekiyor yada feragat ama hangi birinden?hep seçenekler ,seçmek zorundalıklar.fakat kestiremiyorum tam olarak neresindeyim bunların?
sus(ma)
huzursuzluk ve huzur.
içimde tutamadığım kelimeler var.herkese en az birer kelime.ona,buna,şuna,sana en az bir kelime ama sus diyorum kendime sus.sadece sus üzme,kırma,sevindirme,pişman olma.sereserpe hayatlar koş,kovala,sadece yakalamak için.ya yakalayamazsak?peki bir gün bende kaybolur muyum kendi yarattığım labirentte.çözersem suskunluğumu yakalar mıyım hayatı?
içimde tutamadığım kelimeler var.herkese en az birer kelime.ona,buna,şuna,sana en az bir kelime ama sus diyorum kendime sus.sadece sus üzme,kırma,sevindirme,pişman olma.sereserpe hayatlar koş,kovala,sadece yakalamak için.ya yakalayamazsak?peki bir gün bende kaybolur muyum kendi yarattığım labirentte.çözersem suskunluğumu yakalar mıyım hayatı?