21 Ekim 2010 Perşembe

pencerenin öte yanı

eylül her şairin rüyasıdır.

çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor,kış bağıra çağıra geliyor.
sunturlu sözcüklerine ara ver.görkemli pencereni soğuğa kapatma vakti geliyor.arnavut kaldırımlarında karlar açıcak birazdan ve topuklarımızdan başlayacağız gömülmeye,gökkuşağı renk seçene kadar kendine gömüleceğiz...küçük bir ölüm gibi,küçük bir arınma...

eylül bitti,çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor,kış bağıra çağıra geliyor.
sunturlu sözcüklerine sus ver.görkemli pencereni bana kapatma vakti geliyor.ben birazdan kedilerin düşlerine doğru yola çıkacağım ve yıldızlar bana rengimi verene kadar orda kalacağım.küçük bir rüya gibi,küçük bir aşk...

eylül bitti,çok oldu geçeli eylül.bak ekimde bitiyor ve şair şöyle diyor;
"...
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
..."

pencereyi açarsan ışığın ellerini yakalayabilirsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Bir Rüya

Soğuk tebessümlü kış akşamları
Sonsuz karanlık caddelerde,
Yıldızlar ölmek üzere...
Doluyor gözlerim,
İçim burkuluyor.
Kelimeler düğüm düğüm bozağımda,
Susuyor çığlıklarım.
Gözle görülmeyen yaralarıma
Binbir bıçak batıyor bu gece.
Kanlar süzülüyor bacaklarımdan
Kimse görmüyor.
Korkuyorum rüyalarımdan,
Uyuyamıyorum.
Saat dördü geçmiş,
Bedenim kafein komasında.
Rüyalarım gitgide daha hunharca.
Bir rüya olsun diye belki,
Seyrediyorum eski bir filmi
Elektrikler kesiliyor tam ortasında.
Mutlu son hayaliyle yanan bir mumken,
Söndüyorlar umudu sigara dumanıyla...

Şubat 2009 - İST.

giz

"bir anlık ömrü kalanın gizleyecek bir şeyi yoktur."her anı son nefesimiz gibi yaşamamız gerekiyorsa bu giz neden?her taşın altından çıkıp yüzümüze fırlatılan tekil ama çoğullaştırılmışsuçlar neden? hafif esen rüzgara bırakıyorum yolumun tekdüzeliğini ve yürüorum.yüzleri bulanık insanlara biraz düş ve şiir veriyorum.evlerin kapıları kapalı,kilitli;geceleri sokaklar tekin değil,güvensiz...bütün zillere basıp,kaçmak çocuk olmak istiyorum.belirsiz anıları eski efsanelere bağlıyorum.deniz kıyısına bağlanmış bir gemide rastlantılarımı buluyor ve usulca denize bırakıyorum onları.hayallere bürünüyor,kaldırımların kırmızı taşlarına basmadan eve dönüyorum.martini kadehinin içindeki küçük beyaz mum aydınlat gecemi.kapalı bütün pencereler peki ya nerden esiyor zamanın tozu?...pillerini çıkartsamda saatlerin,durmadı gitti zaman.bitmez dediğim herşeyin sonu geldi,defter yapraklarında kalan anılar...an sıkıntısı mı yoksa can sıkıntısı mı bu geceki?buruk gülüşlerinde sonu gelmez mi?odada hafif bir ses evet L.Cohen sesi.duyulmaz ama yüksek sesli çığlıklarım.eski bir fransız şarabının şişesine hapsolmak istiyorum,kağıtları yırtmak,kalemleri kırmak istiyorum.dans etmeli,martini içmeliyim.başka başka şeylerde aradım sevgiyi sadece biraz şevkat istemişim ve göz yaşlarımı yalayarak dindirmeye çalışan kedimden başkası yokmuş.gece karanlık,oda karanlık,içim karanlık,ışık yok...takvim yaprakları tozlu;geçmişin gölgesi ve geleceğin kaygısıyla dolu.sessiz usulca yangınlar ve yılgınlık duygusu...göğe bakmak yetmiyor göğü görmek için.çocukluk resimlerimin büyüdüğü duvarlar bana çok uzak.hayatın sırtından sıyrılıyor ve nefes alıyorum.kayıtsız bir maziyle geçmişten uzaklaşıyorum.uzaklaşıyorum ve koşa koşa hayata gidiyorum.yeni izler bulmaya,yeni yalanlar tatmaya...İST-09

sevgiye dair

sorumluluğun belimi bükmediği zamanları arıyorum.açgözlülüğün kutsamadığı hayatları özlüyorum.sokaklar mezbahaya dönmüşken,adaletin yerini mafya almışken;nefret sarmış birçoğumuzun içini.çocuklar henüz tarihin ölü suratlarıyla,kanlı ve küfürlü bilgileriyle tanışmadıkları için gülerler...kirlenmiş,kirletilmiş umutlarımız...bu sevgisizlik niye?neden içinde sevgi olan eylemlerin ardında öfke var?sanırım sevgiye gili düşmanlıklar besleyenler var!kavramları bulanıklaştırmayı seviyorsunuz,anlatılmak istenileni zorlaştırmayı seviyorsunuz.bir kadın arıyorsunuz,sizinle paylaştığı hayatı önemseyen,sevgisiz ama sizin hayatınızı önemseyen.sevgi almak mıdır yoksa vermek mi?kelimeler açıklamak için mi,gizlemek için mi?yanıtını bulamadığımız ama ihtiyaç duyduğumuz sevgi nedir ki?işsiz ama meşgul gençlerin fitili çekilmiş bir bomba gibi gezdiği bu dünyada sevgisizlikten kirleniyor hayaller.artık azat edin kendinizi ve içinizdeki uçmaya hazır kelebekleri sevgiye uçurun.korkuyorum,yalnızlıktan korkuyorum!sevgisizlikten...
Eylül 2009 İST

birer damla

yağmur damlaları ritim tutuyor...ölümü hatırlatsada bazen,toprak kokusu ufak bir tebessüm kazandırıyor suratımıza.tutabilir miyiz yağmurun yüzünü?açsak pencereleri ve sessizliğin oyununu oynasak sessizlikte su damlalarıyla...tüm özlemleri alsa getirse bize yağmur.sahip olduğumuz ve olamadığımız herşeyi verse bize...biraz hayal biraz gerçek.yağmur cebinden biraz düş biraz şiir düşürse ve konsa herbiri üstümüze.yollar,izler,sokaklar,kaldırımlar yağmurun bu gece.yollar tenha,şimşekler aydınlık.bir damla bana birer damla tüm sevdiklerime uzatsak avcumuzu pencerelere sımsıkı tutsak birer damla. S.ENER İST.09'

deneme

yağmurlu,bol toprak kokulu,karanlık ve kasfetli bir ocak ayının sabah saatleri,küçük salonumun büyük pencerelerinden yağmuru hissetmek üzere,eski bir iskeleye oturup etrafı izlemeye başladım.penceremin manzarası büyük bir mezarlığın ardından ufacık bir deniz görünümüydü...denizle yağmur bulutları birleşmişti.havayı içime çektiğimde yağmur,toprak,deniz,tuz ve yosun kokuyordu.mezarlığa baktığımda yağmur çürümüş bedenleri sessiz bir çöle yatırıyordu.şimşekler şiddetle artıyor,mezarlık korkunç görünüyordu. bir mezarın başında;üşümüş titrek elleriyle,kurumuş ve yağmurdan çürümeye yüztutmuş yaprakları toplayan minik bir beden vardı.üzerinde mevsime uygun olmayan yırtık kıyafetler,ayağında ıslanmış çorapları ve plastik terlikleri vardı. hemen yanına inip ısınması için evime davet ettim.gelmek istemediğiini korkak tavırlarından anladım.şaşırmıştım,kendini mezarlıkta güvende hissediyordu.ısrar ettim,gelmeyi kabul etti. ufak bedenine uygun olmayan ama onu ısıtabilecek kıyafetler verdim.o giyinene kadar sür ısıtıp yanına gittim. fazlasıyla üşümüş ve acıkmıştı...ismini sordum,söylemedi. çekingen bir çocuktu,gözleri yaşıtlarına göre daha yaşlı bakıyordu.anlatacak çok şeyi vardı belli ama susuyordu. çizgi film izlemeyi teklif ettim ,masum bir gülümsemeyle "tamam" dedi.nerede ve kiminle yaşadığını sordum.sadece annesiyle yaşadığını öğrenebildim.saatin geç olduğunu ve annesinin yanına gitmesi gerektiğini söyledi.eve kadar bırakmayı teklif ettim,plastik terliklerini giydi ve merdivenleri ikişer ikişer inmeye başladı... ne tarafa gideceğimizi sordum caddenin karşısını gösterdi.ellerinden tutup karşıya geçirdim.birdenbire elimi tutmayı bırakıp,mezarlığa koştu.fazlasıyla şaşırmıştım...hemen peşinden gittim ve beni annesiyle tanıştırdı. S.ENER 2008 (ANT.deneme)

günün anlamsız ve önemsiz konuşmaları(!)

artık çok geç veya henüz başındayız tam olarak kestiremiyorum.biryerlerdeyiz.fakat nerde?ya da neresinde?bir ucundan yakalamaya veya tutunmaya çalışıyoruz,hangi bir ucundan ?bazen fedakarlık gerekiyor yada feragat ama hangi birinden?hep seçenekler ,seçmek zorundalıklar.fakat kestiremiyorum tam olarak neresindeyim bunların?


sus(ma)

huzursuzluk ve huzur.
içimde tutamadığım kelimeler var.herkese en az birer kelime.ona,buna,şuna,sana en az bir kelime ama sus diyorum kendime sus.sadece sus üzme,kırma,sevindirme,pişman olma.sereserpe hayatlar koş,kovala,sadece yakalamak için.ya yakalayamazsak?peki bir gün bende kaybolur muyum kendi yarattığım labirentte.çözersem suskunluğumu yakalar mıyım hayatı?